<img src="http://oyunnetwork.trtc.biz/forum/images/orange/headers/logo.jpg" border="0" alt="" />
<font face="Times New Roman"><font color="#FF0000"><strong>Foruma Giriş İçin <a href="http://www.sagopakajmer.forumi.biz" class="postlink" target="_blank">Tıklayınız!</a></strong></font></font>




 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Hiphop Life Son Konular
Konu Yazan GöndermeTarihi
Ptsi Kas. 15, 2010 1:44 pm
C.tesi Ağus. 21, 2010 9:37 am
C.tesi Ağus. 21, 2010 9:33 am
Cuma Mayıs 22, 2009 11:10 pm
Cuma Mayıs 22, 2009 11:05 pm
Cuma Mayıs 22, 2009 11:04 pm
Cuma Mayıs 22, 2009 11:03 pm
Cuma Mayıs 22, 2009 11:01 pm
Çarş. Nis. 08, 2009 8:02 pm
Çarş. Nis. 08, 2009 7:55 pm

Fable:The Lost Chapters Oyununun Devamı:Fable II

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
burakozgurfb
Moderatör
Moderatör
avatar

Erkek
Yaş : 26 Kayıt tarihi : 26/08/08 Mesaj Sayısı : 371 Rapcisi : Sagopa Kajmer/Kuvvetmira İş/Hobiler : LisE ÖrEncİSİ[UğuRsuZ mEsLeK] Lakap : Mohikan
Karizma
Rep:
100/0  (100/0)

MesajKonu: Fable:The Lost Chapters Oyununun Devamı:Fable II Ptsi Şub. 02, 2009 4:04 pm

“Ruhum rüyaya dalmıştı... Uzun süredir Bowerstone sokaklarında dolaşmamıştım; aklımda sadece görevimi tamamlamak, intikamımı almak vardı.
Sadece birkaç eşya almak için uğramıştım, insan kaynayan pazara. Yaşlısından gencine, herkes sokaklardaydı. Ne aradığımdan emin olmadan, ağır ve aksak adımlarla ilerlemeye devam ettim.
Sırtında kocaman bir yük taşıyan, günün sonunda evine birkaç kuruş para götürmek için bütün gün taban tepen o güzel insan, taşların altından kendini kurtarmaya çalışan ruhumu bir anda canlandırıvermişti. Uzun süredir böylesine heyecan duymamıştım. Kalabalığı aşarak, kah insanları iterek, kah pazar halkına çarparak soluğu yanında aldım. İlgisini çekmem gerekiyordu. Nelerden hoşlanabileceğini düşündüm. Önce onun için dans ettim. Ardından kısa bir kas gösterisi yaptım. Güzel birkaç söz söyledim ve onu etkilemek için hünerlerimi sergiledim. Her hareketimde bana daha da fazla ısındığını, kalbinin daha hızlı attığını hissedebiliyordum. Ve sonunda, “Forever Ring” adındaki altın yüzüğü, onunla nişanlanmak için parmağına takıverdim. Her şey çok hızlı gelişiyordu; farkındaydım. Bu hıza ayak uydurmak adına Bowerstone’dan dışarı çıkmadan, pazara yakın bir yerden bir ev satın aldım. Neyse ki zengindim; neyse ki güçlüydüm... Bir evimiz olduktan sonra evlenmemiz de kaçınılmaz olmuştu. Yalnız başlayan günümü, bir kadınla birlikte sonlandıracaktım.
Sabah olduğunda, birlikte yürümeye davet ettim onu. “İzle beni...” dedim. Peşimden gelmeye başladı ağır adımlarla. Bowerstone’dan çıktık ve Rookridge yoluna saptık. Dağ yolunda ne kadar da huzurla ilerliyordu sevgili eşim... Hiçbir şeyin farkında olmadan, yavaşça adım attı tapınakların en kudretlisine. Onu bekleyenlerden habersiz durdu tapınağın ortasında. Neler oluyor bile diyemedi çark çevrilirken; kaderi gözlerinin önünde bir kumar oyununa alet olurken... Ve hiçbir zaman öğrenemedi gerçeği. “Evlilik oyunu”nun, onu “Gölgeler Tapınağı”na bir kurban seçmek için oynanan bir oyun olduğu gerçeğini...”
Aç kapılarını Albion...


Küçük bir çocukken başlıyor Sparrow’un hikayesi. Ufacıkken ablasını kaybediyor ama kendisi mucizevi bir şekilde hayatta kalıyor. İntikam tek hedefi, ölüm en büyük kederi... Hırslı bir çocukken, güçlü ve işini bilen bir delikanlı oluyor Sparrow ve başlıyor yolculuğuna. God of War’un hikayesini anlatan kadın, Theresa rolüyle çıkıyor burada da karşımıza; Sparrow’u izleyeceği yolda yönlendiren bir güç olarak.


Albion’un topraklarına bir kez adım attıktan sonra, anlıyorsunuz ki Peter Molyneux’nün yaratıcılığının coştuğu bir bölgedesiniz. Bir masal ülkesi Albion ve burada yapacak sayısız iş var. Lucien’in peşinden gitmeniz gerekiyor; o banko göreviniz. Fakat bu yolda sizi bekleyen engellere karşı kendinizi geliştirmeniz ve de en önemlisi eğlenmeniz gerekiyor. Dolayısıyla, “ana yol”dan ayrılıp “tali yol”lara sapmak, eğlenceden eğlenceye koşturabiliyor sizi.
Başlarda hikaye de, yaptığınız işler de, son derece yavan fakat bir süre sonra bakıyorsunuz ki “Gothic”in daha sevimli, “Viking: Battle for Asgard”ın daha anlamlı bir versiyonunu oynuyorsunuz. Fable’ın tüm hatalarından arınmış, daha da genişlemiş, yine masalsı öğelerle süslenmiş, rengarenk bir dünya... Burada evlenmek de mümkün, Albion halkına saldırmak da, kötü olmak da, zengin olmak da... Dilediğiniz yolu seçmek size kalmış ve hiçbir yol oyunda tıkanmanıza yol açmıyor. Diyelim ki sürekli kötülük peşindesiniz. Satın aldığınız dükkanlardaki malları %100 karla satıyorsunuz. Saflıktan uzaklaştıkça, halka zulmettikçe görüntünüz de değişiyor ve Albion halkı sizden tiksinmeye başlıyor. Bu demek değil ki artık kimse size yüz vermeyecek. Kötülüğün yanında olanların yanında, sizden korkanların da sayısı artacak ve iyilikle halletmeniz gereken bazı şeyleri, insanların yüreğine korku salarak gerçekleştireceksiniz.
Nereye gitsem, ne yapsam...


Görevler üzerine kurulu bir oyun olsa da Fable II’de özgürce dolaşmak, size tecrübe puanı ve ekstra iş olarak geri dönüyor. Örneğin Brightwood’dan çıkıp Bowerstone’a yürümek, birçok düşman ile karşılaşıp tecrübe puanı kazanmanıza vesile oluyor. Dilerseniz bu iki alan arasında hiç taban tepmeden de yol alabiliyorsunuz. Ama bunu ancak bir görevin peşindeyken yapmanızı tavsiye ediyorum.
Kazandığınız tecrübe puanları, “Will”, “Strength”, “Skill” ve “General” olarak dört kategoriye bölünüyor. İlgili renkteki küreler sayesinde puan kazandığınız bu sistemin “General” bölümü, diğer üç bölüme hizmet ediyor. Misal, “Shock” büyüsüne 6000 puan yatırmanız gerekiyor ve büyü konusuna hizmet eden Will bölümünde 4000 puanınız var. 2000’i tamamlamak için General bölümüne bakıyorsunuz ve yeterli puan varsa, büyünüzü bir ileri seviyeye taşıyabiliyorsunuz. Bu bayağı iyi işleyen bir sistem, lakin puanları kazanmak hiç de kolay değil. Yeteneklerinizi geliştirmek için sürekli savaşmanız gerektiğini bilmelisiniz.


Fable II’nin dövüş sistemi şaşırtıcı bir biçimde iyi işliyor. Tek tuşla saldırıyor olmanıza rağmen, ilerleyen seviyelerde farklı dövüş hareketleriyle arşivinizi genişleterek bayağı hareketli savaşlarda bulunabiliyorsunuz. Dövüşlerde kendinizi yerlerde yuvarlıyor, büyü yapıyor, gard alıyor, yani mücadele ediyorsunuz. Yine de, bu aşamada “sevimli” ve “eğlencesi yoğun” bir oyunun içinde olduğunuzu hatırlatmak isterim. (Birbirine bağlanan karmaşık hareketler kullanarak, tonlarca tuş kombinasyonuyla savaşmak isteyenler başka kapıya lütfen.)
“Şurada iki soluklanalım hacı”


Grafik mevzusundan bahsetmek istemezdim ama oyun beni bu yola öyle bir itti ki... Fable II, gitgide standartlaşan yeni nesil grafiklerin arasından sıyrılmayı başarıyor, çünkü Albion detaylarla dolu. Hem karakter tasarımcıları iyi iş çıkarmış, hem “ortam mühendisleri” (Bu nedir?), hem de animasyondan sorumlu kişi ve kurumlar. Özellikle gündüz-gece geçişleri, insanın hayran hayran ekrana bakmasına yol açıyor. Günün her vakti bir başka güzel Albion. Hava şartlarına göre Albion halkının tavır değiştirmesi de cabası.
Kısacası yaşayan bir oyun Fable II. Her türlü insanı kendine çekebilecek türden, her türlü insanın oyalanması için bir şeyler sunan ve herkesin gözlerini kamaştıracak bir görselliğe sahip olan, “başka bir dünya”. Birçok öğeyi başarıyla bir araya getirmenin ötesinde çok orijinal olmaması, bazı bug’ları ve köpeğin daha fazla işlevi olmamasından ötürü puanında aşırıya kaçmıyorum oyunun, ama bu Fable II’yi tüm Xbox 360 sahiplerine yerlere yatarak tavsiye etmemi engellemiyor.
_________________
aLLah iyiLiğini versin foSeptiğe geri gönderSin...SeN Bana en koLay yoLLa mohİkan derSin!!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

Fable:The Lost Chapters Oyununun Devamı:Fable II

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Oyun Dünyası :: Oyun İncelemeleri -
Powered by phpBB © phpBB Group
Copyright © 2008 By LiBeRtY
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Bir bloga sahip olmak